Aile Dizimi Sertifikalı Eğitimler – 20 Yıllık Deneyim

İlişkilerde Denge Faktörü / Dengesiz İlişkilerde Anlayışın Rolü

İçindekiler

İlişkilerde Denge Faktörü / Dengesiz İlişkilerde Anlayışın Rolü

İlişkileri zorlaştıran (ya da kolaylaştıran) en büyük faktör dengedir.

Kadın erkek ilişkilerinde denge kayboldu ise yahut denge en baştan yoksa ilişkinin aksadığını gözlemleriz. Şayet denge noktası bulunamazsa, kapatılamayacak kadar büyük ise ilişki sonlanacaktır.

Denge nedir ya da nerelerde aranmalıdır?

Kadın ve erkek esasında en büyük dengesizlik yüzünden bir araya gelir. Kadında erkekte olmayan ve erkekte de kadında olmayan bir şey vardır: Cinselliği mümkün kılan farklar.

O farklar bir kadını erkekten ve bir erkeği de kadından ayırır. Ancak bu dengesizlik bile bir denge türüdür: İki tarafta da diğerinde olan yoktur!

Bu nedenle çifti oluşturan iki taraf bu karşılıklı olarak giderilemeyecek eksikliği  gidermek üzerine bir ilişki inşa eder. Çoğu konudaki dengesizlikler giderilebilir ama giderilemeyecek olan bu fark, cinsellikteki farklılık iki kişiyi birleştirir. İki tarafın birbirine ihtiyacı vardır ve cinsellik ile, aşk ile bu farklılıklar ve eksiklik giderilmek üzere bütünleşilir.

Her iki taraf da ilişkiye başladıkları seviyenin üstündeki  bir seviyeye çıkar ve bu üst seviyede diğer şeyleri deneglemeye çalıştıkları bir alma-verme ilişkisine girer.

Elbette ilişki ve onu oluşturan çekim duygusundan önce var olan dengesizlikler de vardır. Örneğin bir taraf evlidir, diğeri değildir; bir tarfın çocuğu vardır ve diğerinin yoktur; bir taraf zengindir, diğeri fakir; bir taraf yaşlıdır, diğeri gençtir; bir tarafın ilişkiden önce çok sayıda ilişkisi olmuştur, ötekinin ise çok az ya da hiç…

Bu ve benzer dengesizlikler ilişkide giderilmek zorundadır ama bazı şeyler zaman içerisinde telafi edilebilecekken bazıları ise hiçbir zaman giderilemez. Örneğin zengin olan fakirleşebilir ya da fakir olan zenginleşir. Yeterince çaba ve sabırla bu denge sağlanabilir.

Diğer yandan bazı diğer farklar ise ilişkide kalarak dengelenemez ve aradaki fark her zaman diğer tarafın tolere etmesi gereken bir şeye dönüşür. Örneğin bir taraf yaşlı iken diğeri gençtir ve bu fark kapanmaz. Kapandığında bir tarafın çoktan ölmüş olması gerekir. Ya da ilişki sayısı dengelenemez. Dengelemek için ilişki sürerken az ilişkisi olanın ilişki sayısını artırması gerekir. Ama diyelim böyle bir şey oldu, o zaman da dengesizlik yine oluşacaktır: Bir taraf ilişki yokken bunu yapmıştır ve diğeri ise ilişkinin içindeyken.

Bu gibi durumlarda ne yapmak gerekir?

Olması gereken şey şudur: Bir tarafın tolere etmesi gereken şeyin karşılığında karşı tarafın da onun başka bir yönünü tolere etmeyi göze alması gerekir.

Elbette bu bahsettiğim şey öyle, birtakım şeylerin hesabı tutularak yapılmaz, yapılamaz.

Bu dengelenme ihtiyacı arada hakiki sevgi, aşk olan çiftlerde doğal biçimde giderilir. Bu “doğal” sürecin adı anlayıştır. Kalbiyle ve vicdanıyla ilişkide mevcut olan kişi tamamen subjektif bir biçimde bu dengelenme ihtiyacını gidermeye çalışır. Bunu sevgi zannetmek ve karıştırmak kolaydır. Ama bu doğru değildir. Bu esasen ilişkinin, yani daha doğrusu hakiki aşkın kendisi değil göstergesidir.

Hakiki aşk ve sevgi anlayışta gizlidir. Anlayış aşktan daha derindedir. Anlayışı olan birey sevebilir ve sevgi davranışları sergileyebilir. Sevgiyi mümkün kılan ne varsa ona yönelecektir. Sevgiye engel olacak şeyleri ise görmeyecektir, takılmayacak ve aşacaktır, geride bırakacaktır o şeyleri…

Çoğu ilişkide anlayış yerine kavga, çatışma, kıskançlık; kısacası teslimiyet yerine mücadele vardır.

Anlayış aşkın, sevginin, ilişkinin üzerine inşa edilmesi gereken temeldir. Bunun için kişinin anlayışla karşılandığı bir ailede büyümüş olması gerekir. Anne baba sevgi içerisindeyse, çocuğun büyürken geçirdiği evrelerde anlayışlı ise, onun hatalarına ya da henüz sahip olmadığı melekelere karşı sabır ve anlayışla yaklaştıysa o kişi ilişkide daha çok şeyi tolere edebilecektir ve dengelenmesi gereken şeyler için sabredebilecektir.

Eğer bu olmadıysa en ufak bir dengesizlik ilişkinin sarsılmasına sebep olur. Çünkü insanlar en sağlıklı dengeye sahip olduğu kişiyi seçebilecek kadar bilinçli değildir. Kaldı ki kadın erkek arasındaki çekimin gerçekte bir formülü yoktur. Ve gözlemlenebileceği üzere ilişkilerde dengesiz başlangıçlar istisna değil neredeyse kural gibidir… En azından şunu söyleyebiliriz ki dengenin baştan var olduğu ilişkiler şansa bağlıdır.

Şansa bağlı olan bir duruma güvenerek ilişkiye girilmez. O zaman, şu ya da bu sebepten var olan çekim sonucu başlamış olan bir ilişkide başlangıçtaki dengesizliklerle nasıl başa çıkılmalı ve anlayış seviyesine erişilmeli?

İlişkiler kendimizi geliştireceğimiz ve olgunlaşacağımız bir fırsat sürecidir. Çünkü ilişkiye girmeden anlayamayacağımız yönlerimiz vardır. Sevgi sayesinde, ancak ilişkideyken fark edebileceğimiz sorunu, onu gösterene değil de neyi gösterdiğine bakmak şeklinde algılarız. Yani ayna değildir sorun, aynada görünen şeyin kendisidir.

Bu sayede kişi, o kişiye olan samimi sevgisi üzerinden mesajı kabul eder. Kendine bakar ve olayları kendi göremediği açıları da içerecek şekilde genişletir. Bu genişlemeye anlayış geliştirmek diyebiliriz.

İlişkiler başladığınız seviyenin üzerinde bir anlayış seviyesine sizi getirmiyor ise o ilişkideki sevgiyi sorgulamak mümkündür. Anlayış seviyeniz genişlemediyse, ilişkiye başladığınız durumda kaldıysanız sevmediğiniz bir insanla birliktesiniz demektir.

Anlayış sevginin gölgesidir, sevginin doğal sonucudur, onu takip eder ve o olmadan var olamaz.

Dengelenme hareketi anlayış yoksa mümkün olamaz ve dengesizlik ilişkiyi yok eder… İmkansızlaştırır. Anlayış dengelenmeye  imkan tanır ve genişleyen bu bilinç ile giderek daha çok şeyi tolere etmek mümkün hale gelir. Tolere edilebilen zorluklar ve nihayetinde aşılan bariyerler ise kişiyi olgunlaştırır, kalbi daha çok sevgiye müsait hale gelir.

Bir örnek vermek gerekirse kadın doğum yaptığında erkek bu süreçte kadının yapabildiği neredeyse hiçbir şeyi dengeleyemez. Kadın tüm riski üstlenmiştir ve tüm yükü de almıştır. Bu durumda kadın çocuğun babasının hayatı boyunca bunu dengelemesini bekleyecektir. Erkeğin kadına olan bağlılığının büyük kısmı bu minnet ve borçluluk hissidir.

Kadın erkeğin eksikliğini tolere decektir ve erkek de kadının ve çocuğunun hayatını kolaylaştırmak üzere çaba sarf edecektir. Bunun karşılığında kadın erkeğin eksikliğini tolere edecektir ve yaşadığı zorlukları atalatırken erkeğin yetersiz de olsa desteğini alarak anlayış geliştirecektir. Bu sayede erkeğini sevebilme, çocuğunu sevebilme kapasitesini artırmış olacaktır.

Sevgi arttıkça tolerans da artacaktır. Bu sayede kadın daha yumuşak bir kalbe sahip olabilir. Daha akışta ve daha çok tolerans içersinde olabilir. Bu nedenledir ki anneler çocuklarını babalardan daha çok tolere etme kapasitesine sahiptir. Kadınlar daha çok kalpte, erkek ise daha çok kafadadır…

Elbette bireylerden değil cinsiyetlerden bahsediyoruz, pek çok istisna söz konusudur. Bazı durumlarda erkek daha toleranslı olacaktır. O zaman bu döngü erkekte gelişebilir. O zaman enerjisel anlamda erkek daha feminen, kadın ise daha maskülen, erkeksi tarafta olacaktır…

Bir taraf daha çok kalbinde ise, diğer tarafı tolere debiliyorsa öbür tarafın başka alanlarda benzer seviyelerde tolerans oluşturması elzemdir. Aksi halde tolere edilen taraf agresifleşerek, deyim yerindeyse zıvanadan çıkacaktır. Dengeyi daha da çok bozacaktır. Ta ki ilişki kopana kadar savrulma gerçekleşecektir.

Zaten boşanmaların çok büyük bir kısmı hamilelik ve doğumdan belirli bir süre sonra gerçekleşmektedir.

Bunun gibi başka örnekler de verilebilir. Önemli olan şey şudur: Doğal farklılıklar haricinde ilişkide dengelenemeyecek hareketlerden sakınmak. Eğer en baştan dengelenemeyecek fark varsa başka alanlardaki dengesizlikleri tolere etmektir. Aksi takdirde bir taraf diğerinin ebeveynine dönüşür. Ve o zaman ne ilişkide bir tat kalır ne de ilişkinin gelişme ve büyüme şansı olur.

Aile Dizimi dengesizliklerin fark edilmesinde, düzenlenmesinde ve doğru dengenin bulunmasında son derece işlevsel bir araçtır. Aile Dizimi sayesinde kişin anne babasıyla arasında yaşanmış dengesizliklerin fark edilmesi ve ilişkileri nasıl etkilediğinin anlaşılması mümkündür. Aile Dizimi ilişkilerdeki, insanın diğer insanlarla arasındaki her türden ilişkilerindeki dengeyi bozan, doğru kişiyle doğru dengeyi kurmasına yardım eden en önemli çalışmalardandır.