Aile Dizimi Sertifikalı Eğitimler – 20 Yıllık Deneyim

Kendine Bakan Evren: Meditasyon Hakkında Bir Yazı

İçindekiler

Kendine Bakan Evren: Meditasyon Hakkında Bir Yazı

1- Zazen uyguladınız mı hiç? Açıkçası ben büyük bir heves duyuyorum ama zenle ilgili İlhan Güngören’in kitabında okuduklarım beni korkuttu. Zazenin istenmeyen sonuçlara yol açabileceğini yazmıştı. Mesela sesler duymak, görüntüler görmek vs. Tabii yanlış uygulanması sonucunda olabilecek şeyler ama bir ustadan öğrenmeden doğru uygulamak ne kadar mümkün?

Zazen benim ilk uyguladığım tekniktir. Ben de aynen senin gibi İlhan Güngören’in kitabından okuyup denemiştim. Evet aynen bazı şeyler gördüm-duydum vs.  Ancak bu meditasyona yeni başlayan herkes için geçerlidir. İlk başlarda her türden halusinasyon üşüşür zihne. Bazısı güzel, hoş, bazısı ise nahoş. Ancak hepsi zihnin yaratımlarıdır, uydurmasıdır. Hepsi hayal ürünü olduğundan bir anlamı yoktur.

Kitapta tam olarak ne yazdığını hatırlamıyorum İlhan Güngören’in ama senin bahsettiğin şeyleri söylemişse yanlış ifade kullanmış demektir.

Yahut daha büyük ihtimal, kendi kendine İngilizce kaynaklardan okuduklarını yanlış uygulamış ve yanlış sonuçlara varmış olmalı.

İlhan Güngören ve İngilizce konuşulan Anglo-Sakson ülkeleri, Zen pratiklerini Alan Watts gibi Japonya’ya ikinci dünya savaşı sonrasında gitmiş ve Zen’i anlayamamış yahut son derece yüzeysel olarak anlamış insanların kitaplarından öğrenmiştir. Çünkü bu insanlar Zen’e hep anlaşılması gerekli bir şeymiş gibi bakmışlardır… İçine girmekten, o olmaktansa çalışılacak bir alan, bir “şey…”

Maalesef Zen’i bu son derece yüzeysel anlayış, çoğu yerde faydadan çok zarar getirmiştir. En büyük faydası elbette Zen’in popülerleşmesi olmuştur. Ancak popülerlik aynı zamanda yüzeysellik demek olduğundan sabun köpüğü etkisi yaratarak, insanların meditasyonu şöyle bir deneyiverip hemencecik “meditasyon bana göre değilmiş canım” sonucuna varmasına da sebep olmuştur.

Bilinçsizce yapılan her eylem gibi iyi niyetli olmakla beraber sonuçları son derece zararlı yahut yanlışa yönlendirici bir işleve sahip olmuştur…

Zen ve onun uygulamalarından birisi olan Zazen, meditasyon denen eylem(sizliğ)in en sade biçimlerinden birisidir. Zen nedir diyecek olsak herhalde Türkçe’de sadeliktir diyebilirdik.

Gereksiz her şeyin dışarıda kaldığı sadece olması gerekenin olması gerektiği kadar kaldığı bir yaşam felsefesidir.

Bu dünyadaki en basit ama en zor şeylerden birisidir: Paradoksal oldu ama ne yapalım! Zen ustaları zaten hakikati anlatmak için hep paradoksları kullanmışlardır.

Şöyle demek istiyorum: Dünyanın en basit şeyidir Zen ama zihni olmayanlar için! Zihni olanlar için sadelik olmayacak bir şeydir.

Zihin karmaşadır. Zihin çatışmadır. Zihin meditasyonun olmadığı bir durumdur.

Bu nedenle zordur Zen. Bu nedenle korkutur insanı.

Zazen yapıp hiçbir şey yapmadığında zihnin çıldırmaya başlar ve halüsinasyonlar yaratır… Korkutucu olan şey budur, teknik değil. Teknik sadece senin zihninin her zaman yaptığı şeyi görünür kılar: Uydurmak!

Zihin çok yaratıcıdır: Tüm bu evreni zihnimiz yaratıyor. Evreni bu haliyle algılayan zihindir. Ama unutmayalım ki algının algılananla doğrudan bir ilişkisi yoktur. Hakikat önünde algılar birer engeldir aslen.

Ve zihin tüm bu evreni, tüm algıladıklarını kendi becerileri doğrultusunda yeniden yaratır. Evet bu bir yaratımdır.

Olan şeyleri şöyle yahut böyle algılayabileceği gibi hiç olmayan şeyleri de olmuş gibi varmış gibi yaratabilir.

Ve bizim doğruluğunu varsaydığımız her şey aslında bizim zihinlerimizin yaratımıdır. Maalesef kendimizi özdeşleştirdiğimiz her şey bizim kendi yaratımımızdır. Aklınıza ne geliyorsa…

Zazen o nedenle zorlar insanı yoksa teknikte bir engel yaratma potansiyeli olduğundan değil! Esas engeli yaratan zihnin farkına varmamıza sebep olduğu için…

Zazen’i kendi kendinize uygulamanızda hiçbir mahsur yoktur. Sadece birazcık sabır ve metanet yeterli olacaktır.

Sadece şuna dikkat etmek gerekir: Gelen şey yahut yarattığımız şey her ne olursa olsun onu da izleyeceğiz. Sadece izleyeceğiz… Sadece….İzleyeceğiz….Sadece… İzlemek.

İzleyince giderek büyüyorsa ve gelişiyorsa o şey hakikidir. İzledikçe kayboluyor ve eriyip gidiyorsa o şey sahtedir. Uydurmadır.

İzlemek ve görmek gerek.


2- Sizin uyguladığınız meditasyon tekniği nedir? Zazenle bir benzerliği/ortak noktası var mı?

Bu soruya şöyle yanıt verebilirim: Evet ve Hayır!

Evet benziyor çünkü o teknikler de Zazen de meditasyondur. Sadece senin de bahsettiğin gibi, Zazen’de uygulamalarla ilgili yaşanabilecek engelleri bertaraf etmek üzere eklenmiş kısımlar mevcuttur.

Bu “eklentiler” aslında biz modern hayatın içindeki insanların sahip oldukları fazla kısımları ortadan kaldırmak üzere tasarlanmıştır.

Nedir bu fazlalıklar?

Bize ait olmayan şeyler Zazen’in ortaya çıktığı koşullara nazaran oldukça değişmiştir. Artık reklamlar var, artık filmler var, artık her bir-iki yılda ikiye katlanan miktarda bilgi var….

Bunların hepsi zihnimize üşüşüyor. Zihnimiz o kadar çok bilgiyi işlemek zorunda ki kontrolden çıkmış durumda. Hareket ediyor ve bunu çok iyi yapıyor ama nasıl duracak kimse bilmiyor. Zihinlerimiz sanki frenler boşalmış ve kontrolden çıkmış kamyonlar gibi…

Durdur durdurabilirsen!

Eskiden bir kağnıyı durdurmak gerekirken şimdi 200 tonluk bir TIR’ı durdurmak zorunda meditasyon…

İşte bu fazlalığı durdurmak için eklenmiş kısımlar var Zazen’e…

Aktif meditasyonlar bunlar. Tüm bu ağırlığı silkinip fırlatıvermek için, deyim yerindeyse…

Sonrası tıpkı Zazen gibi. Önce delilik kısmından, fazlalık kısmından kurtulup zihni, sonrasında nispeten rahatlamış beden-zihin sistemini izliyoruz…

Temel kalıp bu. Bu temel kalıp farklı meditasyonlarda bedensel olarak, zihinsel olarak yahut duygusal olarak aktif eylemler şeklinde uygulanabiliyor. Sonrasında da izleme gerçekleşiyor

Kısacası hem çok farklı hem de hiç farklı değil.

Aynı yere varıyoruz ama daha kestirme bir yol izlememiz gerekiyor. Çünkü artık yol dikenlerle kaplı ve başka bir rota izlemek gerekiyor aynı yere varmak için.

3- Bu da aslında sorulmaması gereken bir soru ama satori/Aydınlanma nedir? Zihin olmaması mı? Zihin olmayınca geriye ne kalır ki? Zihin gidince bilinç mi kalıyor geriye?

4- Krishnamurti zihni bedenden ayrı olarak düşünüyor? Siz ne dersiniz?

Sorulmaması gereken soru diye bir şey yok aslında. Sadece soru vardır yahut yoktur. Soru varsa sorulmak zorundadır Yoksa sorun da yoktur. Her şey nettir. Dingindir… Madem soru ovar  zaman bir şeyler söylemek gerekir. Son iki soruyu bir arada yanıtlamak daha doğru olacak.

Aydınlanma yahut satori denen şey sadece bir sözcüktür. Tecrübe edilmesi gereken bir şeydir. Ama onu fazla düşünmemek daha iyi bu aşamada.

Bu aşamada olması gereken şey sadece hangi teknik benim için uygundur ve hangi teknikten zevk alabilirim ve bu sayede de meditasyonum derinleşebilir olmalı. O zaman meditasyon korkulacak, üşenilecek, sıkılınacak bir şey olmaktan çıkar.

Meditasyon sadece eğlenceli olmalıdır. Onu yapmak, o enerjiyi hissederken içinde zamanı unutmaktır amaç, illa bir “amaç”tan bahsedeceksek. Bu meditasyon hangisidir? Bunu keşfetmek gerekli öncelikle.

Anlaşılan bu senin için Zazen değil.

Aslında pek çok modern insan için Zazen yahut Vipassana başlangıç değil sonlarda denenmesi gereken tekniklerdir.

Dolayısıyla doğru meditasyon tekniklerini araştırmalı ve denemelisin bana göre. Doğru meditasyon, senin için en uygun ve en az zorluk içeren meditasyondur. Hemen meditasyona geçebiliyorsan ve içinde zaman anlamını yitiriyorsa o meditasyon senin meditasyonundur.

Onu ara ve içine gir. Onun tadını çıkart. Bırak meditasyon seni alıp götürsün. Sana Satorinin ne olduğunu ben –yahut herhangi bir peygamber, ermiş, usta, öğretmen, benim gibi çok bilmişin biri- değil o meditasyon gösterecek. O meditasyonun içinde kaybolan zihninin ardındaki ışıl ışıl bilincin görecek.

Işığı nasıl bulurum hayatımda diye çaba sarf etmek gerek. O zaman her şey aydınlanmış olacak zaten.

Zihin ve beden aynı şeyin farklı görünümleri için kullanılan addır. Krishnamurti ne demiş tam bilmiyorum. Eğer öyle bir şey dediyse herhalde bazı şeyleri eksik anlamış. Bazı tecrübeleri yaşamamış olmalı.

Çünkü beden de zihin de başka herhangi bir şey de aslında birbirinden ayrı değildir. Her şey derinlerde birbirine bağlıdır. Her şey tek bir varoluşun yansımalarıdır.

Ben kendi tecrübelerimle söyleyebilirim ki beden ve zihin tamamen aynı şeydir. Onlar sadece aynı şeyin farklı tezahürleridir hepsi bu.

Ve biz zihnimizden bahsederken bundan bahseden şey de zihnimizdir. Bunu unutmamak lazım.

Bilinç ise herhangi bir içeriğe sahip değildir. O sadece bir aynadır. Olan her neyse onu yansıtır.

Zihin bir anlamda o aynada yansıyan şeydir. Beden de öyledir…

Ve tüm yansımalar sanaldır, sadece görüntüdür. Unutmamak gerek… Tüm sözler, tüm eylemler, tüm madde birer yansımadan ibarettir.

Maddenin derinine indikçe fizikçiler de aynı şeyi söylemeye başladılar.

Maddenin yapı taşları sanki bilinçleri varmış gibi tuhaf hareketler yapar. Bir orada bir burada ortaya çıkar… Onu tanımladığınız anda niteliği değişir. Sabun gibi elinizden kayıverir. Tuttuğunuz şey asla tutmaya alıştığınız şey değildir. Çünkü o tutulduğu an kendini bizim tanımlarımızın içinde dondurur ve gözlerimiz ve algılarımızın kalıplarına girer…

Bizim gözlemlediğimiz an maddenin kendisi değişmiştir.

Bu bilinçtir: Onu görmek demek aslında başka bir şeye bakmak demektir. Aynaya baktığımızda bir şey görürüz ama bu aynanın kendisi değil gösterdiği şeydir.

Bana öyle geliyor ki maddenin en derinine indiğimizde orada kendimize bakan diğer görüntümüzü görüyor olacağız.

Biz evrene bakarken aslında evren de bize bakıyor…

Sonsuzluk da budur.

Sangeet Erdoğan Şemsiyeci